Notebook

Ev sıcaklığında bir tiyatro: BeReZe Gösteri Evi - Time Out Istanbul için söyleşi

Her ürettikleri işin takipçisi olduğumuz Tiyatro BeReZe’den Firuze Engin, Elif Temuçin ve Erkan Uyanıksoy ile yeni mekanları Gösteri Evi’ni konuştuk.

Türkiye tiyatrosunun çocuk, genç, yetişkin demeden her yaş grubu için araştırmalar yapan, oyunlar sahneye koyan, nevi şahsına münhasır ekibi Tiyatro BeReZe, yepyeni bir mekan ve sayısız proje ile bu seneye hızlı bir giriş yaptı. Geçtiğimiz yıl kendilerine bir aile tarafından hediye edilen mekanlarında, teatral üsluplarından ödün vermeden açtılar kapılarını. Firuze Engin, Elif Temuçin ve Erkan Uyanıksoy’dan oluşan ekip hem kendilerine has üslupları hem de kolektif yaşama olan inançları ve çabalarıyla ürettikleri her işle göz kamaştırıyor. Danimarka menşeli çocuk tiyatrosu topluluğu MishMash International Theatre Company’nin kurucuları arasında yer aldıkları gibi, Bremer Shakespeare Company ile ortak olarak ‘Coriolanus’ projesini de yürütmeye devam ediyorlar. Yıllar içerisinde repertuvarlarına kattıkları işlerden yalnızca birkaçı olan ‘Olsa Olmalı Olabilir’, ‘Fil’ ve ‘Macbeth / İki Kişilik Kâbus’u da yeni mekanlarının açılmasıyla birlikte tekrar oynamaya başladılar. Üretken ekibe mekanın ruhunun teatral arayışlarına ne kattığını konuştuk.  

Tiyatro BeReZe’yi bir araya getiren ve 13 yıl birlikte üretmenizi sağlayan temel duygu, felsefe nedir? Hepiniz DTCF Tiyatro bölümü çıkışlısınız. Hep konuşulan DTCF kültürünün BeReZe’ye yansıması için neler söyleyebilirsiniz? 

Erkan Uyanıksoy Yola çıkış motivasyonumuz çocuk tiyatroları üzerinden oldu. 2005’te Elif ve Firuze, Bursa’daki Çocuk ve Gençlik Tiyatroları festivaline gitmişlerdi ve oradan çok heyecanlı döndüler. Ayrıca DTCF’de Tülin Sağlam hocamızın özel çabasıyla oluşan, çocuk tiyatrosu üzerine bir hassasiyet var. Hepimizde “Çocuklara neden bu kadar kötü tiyatro yapılıyor?” diye bir kaygı vardı. Elif ve ben de çocuk tiyatrosu üzerine yüksek lisans yapıyorduk. Oradan öğrendiğimiz ve gördüğümüz şeyler, “Artık biz de birlikte bir şey yapsak mı?” sorusunu gündeme getirdi.  Elif’in yüksek lisans tezi olan obje tiyatrosu çıkış oyunumuz oldu. Diğer yandan Bereze’de birbirini ve birlikte vakit geçirmeyi seven insanların bir araya geldiğini düşünüyorum. “Bereze içerisinde nasıl yer alırız?”, “Ben bu tiyatroda şunu yapmak, şununla kendimi var etmek istiyorum,” diyenlere de, “Kapı açık, gel,” dediğimiz bir yapımız oldu her zaman. 

Elif Temuçin Felsefe konusuna değinecek olursak, hikaye anlatmak istiyoruz. Bizi bir arada tutan hep o oldu. Bu, Dil Tarih ekolünden de gelen bir şey. Bir hikaye anlatmak, derdini anlatmaktı bizim için tiyatro. Beğenilerimiz aynı. Bu oyunun derdi, hikayesi ne? Bunu önemsiyoruz. Aynı zamanda samimiyetle yapılan, tiyatronun mutfağına da kıymet veren, tiyatronun sadece oyuncu, yönetmenden ibaret olmadığı, yazarın, ışıkçının, dekorcunun herkesin kolektif çalıştığı bir düzene inanıyoruz. Tiyatro ortak bir mutfaktır, herkes bir yerinden tutar ve çalışır. Böyle ortak bir bilincimiz de var. Bu hikaye çocuklara da, yetişkinlere de anlatılıyor olabilir.

Şimdi gerçekten bir mutfağınız var. Ama biliyorum ki buraya kavuşmanızın harika bir hikayesi var. 

Erkan İlham verici bir hikaye olduğu için, anlattığımda insanların gözü aydınlandığı için anlatmayı seviyoruz.  2017 yılında Çanakkale’de, Çocukluk Bizde Kalsın Derneği’nin davetiyle çocuk tiyatrosuna dair yaptığımız işleri sunuyordum. Sunum sonrasında çocuk kitapları yazarı bir hanımefendi yanıma gelerek sunumu çok beğendiğini ve işlerimizi takip etmek istediğini belirtti. Bir sene boyunca tüm oyunlarımıza geldi. Her oyun sonrasında da mutlaka soruları oluyordu. “Sonraki projeniz ne, nerede prova yapıyorsunuz, dekorlarınızı nerede saklıyorsunuz?” gibi. Bir gün, “Size sponsor olmak istiyoruz,” dedi. 

Firuze Engin Tam olarak bizden ne isteyeceğini anlamadığımız ve hiç kimseyle bir bağımlılık ilişkisi kurmak istemediğimiz için küçük bir tedirginlik yaşadık önce. 

Erkan Kendisi de bizi araştırdığını, ailesinin durumunun iyi olduğunu ve sekiz-dokuz sene önce vefat eden eşinden kalan bir vasiyet olduğunu, bir kültür fonu oluşturduklarını ve özel olarak çocuklar için işler üreten bir tiyatro topluluğu aradıklarını anlattı. Sonrasında da “Size mek”n almak istiyoruz,” dedi. Biz küçük bir şok yaşadık ve “Emin misiniz?” diye sorduk. Kafamızdaki tüm soru işaretlerini sildi. Bizden hiçbir beklentisi olmadığını belirtti. “Şu ana kadar yaptığınız şeyi yapmaya devam edin ama daha iyi koşullarda yapın,” dedi. Velhasıl sonrasında kendimizi bu mekanda bulduk. 

Elif İsminin söylenmesini de istemiyor. Kendini özel bir yerde görmek istemiyor.

Firuze Diğer yandan, “Benim durumumda olan herkesin yapması gerektiğini düşünüyorum, en az yatırım sanatla uğraşan gençlere yapılıyor bu ülkede,” diyor.

İlham ve umut verici bir hikaye gerçekten. Peki, mekan teatral çalışmalarınıza nasıl yansıdı? Geçtiğimiz sezon ortasında açılsa da sanki sessiz bir açılıştı o. İnsanın evine alışması gibi, sizin de burayı içselleştirmeniz mi gerekiyordu?

Firuze Mekanın adı olan Gösteri Evi aslında böyle bir yerden geliyor. Tiyatromuzun bir evi olsun istiyorduk. Ev duygusunu yaptığımız her işle kurmaya çalışıyoruz, mekanımız da böyle bir yer olsun istedik. Ve çok haklısın, burayı uzun bir süre sindirmek de istedik. Mekanla gerçekten sahiplenici bir ilişki kurmamız, beş altı ayı buldu. Şimdi şimdi Bereze’nin bir evi var hissini geride bırakıp görünür olmaya başladık.

Elif Nasıl yansıdığına gelirsek, sonunda oyun oynuyoruz! Bütün oyunlarımızı oynayabiliyoruz. Bizim en büyük sorunumuz buydu. Erkan ve ben yurt dışında da çeşitli işlerde çalışıyoruz ve kısıtlı zamanlarda buradaki sahnelerle tarihlerimizi uydurmakta çok zorlanıyorduk. Bir sürü oyunumuz vardı ve az oynuyorduk. Bunun hüznü oluyordu. Mekanın en büyük getirisi düzenli oynayabilmek ve bir repertuvar oluşturabilmek oldu. Onun dışında gençlere ulaşma, birçok insanla tanışma fırsatına eriştik. 

Firuze Biraz da domino taşı gibi oldu. İyi, güzel ve temiz bir şey başka iyi, güzel ve temiz şeyleri tetikliyor. Çocuklar için ücretsiz çalışmalar yapma şansına erişebileceğiz. Mahallelere gidemiyorduk. Hem ücretli atölyelerimiz oluyor, hem de deneyim aktarımı yapabileceğimiz iç çalışmalarımızı yapabiliyoruz. İnsanlar kendi gelip bizi buluyor hatta. Orff, elementer müzik üzerine çalışan Can Emre Uygan bize geldi ve yaptıkları ücretsiz çalışmalar bir elementer müzik topluluğuna dönüştü. 

Elif Bir tür laboratuvar, araştırma alanı açma şansımız oluştu. Kendi oyun çalışmalarımıza da etkisi büyük oldu. Provalarda daha hızlı ilerliyoruz geçmiş oyunlarımıza göre. 

Firuze Zaman kısıtlaması yok, bütün malzemen elinin altında.  Bize burayı armağan eden kişinin tam da istediği şekilde daha iyi koşullarda çalışabiliyoruz. Her gün müteşekkiriz. 

Dışarıya açık olarak ne tür atölyeleriniz, çalışmalarınız var?

Elif ‘Gel Şunu Bir Anlat’ etkinliğimiz var. Koç Üniversitesi’ndeki bir grup insandan esinlendiğimiz bir iş oldu. Kim ne anlatmak istiyorsa, konu sınırı olmaksızın gelip ücretsiz olarak anlatabiliyor. 

Firuze Herhangi bir konuda uzman olmasa da bilgisi olan bir insan gelip bilgilerini aktarıyor. Mesela en son Altyazı Dergisi’nin sinema yazarlarından Ali Deniz [Şensöz] konuğumuzdu. Karanlık Madde konusunu uzun zamandır araştırıyormuş. Bunun dışında mekan açıldığından beri oyunculuk atölyeleri verildi. Üst katımızda çocuklar ve yetişkinler için yaratıcı yazarlık atölyeleri oluyor. Müzikal beden atölyemiz oldu. Çocuklar için sanat atölyemiz başladı. Ayrıca bir kitabın okunup diğer yandan canlandırıldığı bir etkinlik olan Canlı Kitap var.

Benim de en keyif aldığım işlerden biri.

Erkan Bir tür teatral okuma saati aslında. Seçilmiş bir çocuk öyküsünü okuyor ve oynuyoruz. Okunan şeyin oynandığı ya da oynanan şeyin okunduğu bir şeyden ziyade bazen sadece okunuyor bazen sadece oynanarak aktarılıyor. Her kitabın dünyası bambaşka olduğu için teatral olarak da farklı stilleri çağırması bizim için çok keyifli. Bir tür teatral araştırmaya dönüştü. 

Firuze Çok eğleniyoruz Canlı Kitap’ta. Çocuk tiyatrosu olmadığını anlatmakta zorlanıyoruz ama. Bir yandan değil ama bir yandan da öyle. Üst katımıza bir çocuk kütüphanesi yapma hayalimiz de var ayrıca. 

Yakın zamanda ‘Kuluçka’ adlı projenizi açıkladınız. Detaylarını paylaşabilir misiniz?

Firuze Gösteri Evi’nden önce ara ara konuştuğumuz bir şeydi. Aynı alanda çalışan insanlar, harala gürele oyun çıkarmaya çalışmaktansa, zaman kısıtlaması olmadan bir araya gelip, hem birbirlerinin işlerini takip edebilecekleri hem de aynı anda iş üretebilecekleri bir ortaklığa girebilir mi diye tartışıyorduk. Elif ve ben DTCF yazarlık mezunuyuz. Ve okurken yazdıklarımızı diğer yazar arkadaşlara okutma deneyimini hâlâ anıyoruz. İştah veren bir durumdu o. Yazarlık çok tekil bir iş. Onu tekillikten çıkarmaya ihtiyaç duyuyordum.  Bu ev ile birlikte üç yazar arkadaşımızı davet ettik. Şamil Yılmaz, Volkan Çıkıntoğlu ve Murat Mahmutyazıcıoğlu. Datça Tiyatro Festivali’ndeki atölyeden genç yazarlar Lami Birant ve Fulden Aytaç da proje asistanları oldular. ‘Olası Gelecekler’ diye bir başlık belirledik.

Distopyalar mı göreceğiz bol bol, ütopyalar da olacak mı? 

Firuze Uzun uzun tartıştık bunları aslında. Neden gelecek deyince hep distopyalar geliyor aklımıza? Ütopya hayal edemiyor muyuz? Bir de şunu konuştuk. Her yönüyle mükemmel bir dünya tasarlamak kısmında anlatacak bir hikaye yok. Çatışma yok çünkü. Distopik bir yerden ütopik bir dünya çıkar mı ya da ütopik bir dünyaya distopik bir saldırı nasıl olur?  Hem bir yandan kuramsal tartışmalar sürüyor, hem de metinler yazılmaya devam ediyorken “Bunları neden sahnelemiyoruz?” dedik. Ocak ayında yeni oyun prömiyerinden sonra Gösteri Evi prodüksiyonu olarak sahnelenmeye başlayacak. 

Elif Sadece yazarlarla da kalmayacak. Yönetmenler buluşması, belki sahne tasarımcıları buluşması vb. şekilde ilerlemesini planlıyoruz. 

Firuze Üst ismi ‘Kuluçka’ yalnızca. Yazarlar bir modülü. Her modülde herkes kendi yöntemini belirleyerek ilerlesin istiyoruz. Hem dayanışma hem de ürettiklerimiz üzerine biraz durup düşünmek, tartışmak, deneyimlerimizi birbirimize açmak, tökezlediğimiz yerlerde yardım istemekte çok aciziz bence.  Tiyatronun kolektif bir iş olmasını çok önemsiyoruz. 

Elif Hiç küçümsenmeyecek bir şey var ki o da para kazanma kaygısı. Ama çok zor koşullarda tiyatro yapıyoruz söylemiyle birbirimizi eleştirmeyi bıraktık galiba. Kendi adıma bir süre sonra konuşmamaya başladım. Biraz bunu da kırmak istiyoruz.  

Dediğin gibi koşullardan belki de ama belli bir yerden sonra kimse süreçle ilgilenmemeye başladı sanki. Şartların da etkisiyle bir an önce sonuç ortaya çıkarmaya mı çalışılıyor? 

Firuze Nadir Sarıbacak’ın efsane bir ödül konuşması vardı, “Biraz muhabbet etmeye ihtiyacımız var,” diyordu hani. Bu bence tiyatro için de geçerli. Gösteri Evi de seyircinin bilet alıp girip çıktığı bir yer olmasın, insanların tiyatro konuşmak için içeri girmek isteyeceği bir yer olsun istiyoruz.

İKSV tarafından verilen Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü’nün sahibi oldunuz bu sene.  

Elif Bu ödülün adaylıkla ilerlediğini bilmiyorduk. Haziran ayında yeni bir projemiz varsa aday olabileceğimize dair bir e-posta aldık. Uzun süredir yazmayı planladığım bir gençlik oyunu vardı. Ve o bu süreçte oldukça hızlı bir şekilde yazıldı. ‘An-Sızı-N’, 14 yaş ve üzeri için yazılan bir oyun. 4 Ocak’ta prömiyer yapacak. Henüz tanıtımlarına da başlamadık hatta.

Firuze Aramızda gençlik oyunları konusunda en tutkulu olan kişi Elif. “Bu yaş grubu için çok az oyun yapılıyor,” der hep. Biz de “Madem böyle bir mekan var, 14 yaş ve üzeri gençlere özel işler de üretebiliriz,” dedik.

Erkan İlaveten projedeki ışık tasarımcısı, asistan, müzisyen, fotoğrafçı… Hepsi yepyeni ve genç isimler. Ödülden gelen ve bizi rahatlatan bir bütçe de var. Öyle olunca çalışanlara emeklerinin karşılığını verebileceğimiz bir durum da oluşuyor. Onlara da bir alan açmış olduk. 

Firuze Varisi olmayan iki tiyatrocunun, kendilerinden sonra gelen tiyatrocuları varis olarak seçmesi ve bizim de ödülü bu yıl Tiyatro D22, Bam İstanbul ile paylaşmamız insanın gözlerini dolduruyor. İlk gençlik işimizi bu fonla yapmamız da gurur verici. 

Yurt dışı ayağınızdan da bahsetmeden bitirmeyelim röportajı. Neler yapıyor BeReZe Türkiye dışında?

Erkan ‘Macbeth / İki Kişilik Kabus’u yaptığımızda, sahne tasarımcıları oyunu Almanya’ya götürmeyi çok istedi. Başvurular sonrası Bremer Shakespeare Company’den dönüş oldu. Atölyeler, sohbetler derken “Birlikte bir proje yapsak mı,” diye düşünmeye başladık. Sonra ‘Coriolanus’u yapmaya karar verdik. Fark ettik ki, Almanya’nın da Türkiye’nin de dertleri var o metinde.   

Elif Kimsenin kahraman olmadığı bir Shakespeare oyunu. Fantastik hiçbir öge yok. Brutal bir yandan… Çok ilginç bir metin. Bizim fiziksel tiyatrodan getirdiğimiz anlatım biçimi ve onların bunca zaman Shakespeare oynamış olmasının verdiği deneyimle bir ortaklık kuruldu. Sınırlardan bağımsız, mesleki bir ortaklık. Ondan çok etkilendik, heyecanlandık. Ayda iki kere Bremen’de oynuyoruz.   

Erkan ‘Coriolanus’da beni en çok şaşırtan şey, o kadar kısa bir süre içerisinde çok uzun yıllardır birlikte çalışıyormuşuz hissini yakalamış olmamız. Çok keyifli, güldüğümüz eğlendiğimiz bir şeye dönüştü. Oyunun dili Almanca ve Türkçe. Üst yazı da yok. İnsanlar anlayacak mı diye çok konuştuk aramızda.