Ama Bana Lazım!

Pazar ikiz kuzenlerim ve ben çok heyecanlıyız. Onlar ilk kez tiyatro izleyecekler de, sana ne oluyor diyeceksiniz. Olur mu? Ben de ilk kez kuzenlerimle oyun izleyeceğim. Onların ilk izledikleri oyuna verdikleri tepkilerini göreceğim, neler hissedecekler, beğenecekler mi sevecekler mi... Velhasıl heyecandan ölüyorum.

Tiyatro BeReZe'nin 'Ama Bana Lazım!' isimli oyununu seçiyoruz kendimize. Oyun İstanbulimpro'nun Terminal sahnesinde oynanıyor. İstiklal Caddesinde Yapı Kredi'nin Kazım Taşkent Galerisi'nin tam karşısındaki 112 numarayı bulup, dördüncü kata çıkın, Terminal'le karşılaşacaksınız.

Terminal sahnesinde, İstanbulimpro, İmpro Laboratuvar, Ahşap Çerçeve Kukla Tiyatrosu, Tiyatro BeReZe ve Tiyatro 0.2'nin oyunları oynanıyor. Oyun günleri ve saatleri konusunda internetten bilgi alabilir, tiyatrolar hakkında ve oyunlar hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

Doğru bir yerdeyiz
Dördüncü kata çıkıyoruz. Pırıl pırıl sanatçıların bulunduğu şirin bir tiyatroyla karşılaşıyoruz. O anda her yanımı evham sarıyor. Ya çocuk taklitleri yapan abuk subuk bir oyuna getirdiysem çocukları ya yanlış tercih yaptığım için bir daha tiyatroya gitmek istemezlerse ya hiç sevmezlerse... Kaskatı kesiliyor ve sakin görünmeye çalışarak bize gösterilen sandalyelerden birine oturuyorum.

'Ama Bana Lazım!' isimli oyun başlıyor. Kızlar çok mutlu, ben de mutluyum. İlk dakikasında başımıza iyi şeyler geleceğini anlıyorum. Doğru bir yerdeyiz. Doğru bir oyuna geldik. Şansım her zaman olduğu gibi bana yardım etti!

BeReZe kendi yazdığı bu oyunu, büyük bir ustalıkla, hiç yapmacıksız sahneliyor. Dertleri hikâyelerini anlatmak çünkü. Hikâyelerini doğru anlatmak. Saçma sapan konuşup çocuğa yukarıdan bakan insanları değil, işinin erbabı oyuncuları, müzisyenleri görüyoruz sahnede. Kuklaları oynatıyorlar, şarkı söylüyor, müzik yapıyor, oynuyorlar. Tabii ki bunlar yapmacıklı çocuk oyunlarında da var ama buradaki fark, tüm bunların doğru yapılması. Çocuğu çocuk yerine koymadan, normal bir oyun gibi görülüp oynanması, kendilerini komik duruma düşüren oyuncular tarafından canlandırılmaması. Bu ve bunun gibi daha bir sürü doğru bileşen, oyunun benim tarafımdan da, mutluluktan ağzım beş karış açılmış, sürekli tebessümle izlenmesine neden oluyor. Oyunun bitmesine çok üzülüyor kızlar. Ben de üzülüyorum. Başka bir hikâye başlasın istiyorlar, yol boyunca tekrar ne zaman tiyatroya gideceğimizi soruyorlar. Ne kadar şanslı olduklarını bilmiyorlar. İlk izledikleri oyundan bu kadar mutlu ayrılmalarının ne demek olduğunu bilmiyorlar. İlk izledikleri oyunda ayağa kalkıp o minicik elleriyle oyuncuları alkışlarken ve ben bravo dediğim için bravo demeyi öğrenip içlerinden gelerek 'Bravo' dedikleri için ne kadar şanslı olduklarını bilmiyorlar.

Kendime bir pay çıkarıyorum hemen: Doğru eserlerle karşılaşma şansları bana benzemiş!

Bana kalırsa özellikle 3-6 yaşlarındaki çocuğunuzu mutlaka bu oyunla tanıştırın. Babaannenin kazandığı tatilde karşılaştığı yengeçle hikâyesini, yengecin babaanneye göstermek istediği ayakkabının yerinde yeller estiğini gördüğünde başlayan diğer hikâyeyi, ayakkabının el değiştirmesi ve geçtiği ellerin hikâyesini görmesi için çaba sarf edin. Kendi yazdıkları oyunla, kendi yaptıkları kuklalarla (yengeç, su yılanı,babaanne, denizatı, denizanası) siz de tanışın onlar da tanışsınlar. Bu oyun 40 dakika sürüyor, biletler 10 lira ama bizim kızlara sorsanız, 'Keşke daha çok olsa...'. Bu Pazar çok güzel bir oyun izledik. Bu oyunu bize sevdirenler, hikâyelerini anlatanlar: Elif Temuçin, Firuze Engin, Hilal Polat, Erkan Uyanıksoy, Evren Gülseven. Bu isimleri bir kenara not edin, ileride her birini isteseniz de istemeseniz de duyacaksınız.

GÖRKEM YELTAN
Radikal Kitap / Kaborüko