Fil

Fizik eğitimi alırken bir arkadaşım Feynman’ın sözünü hatırlatmıştı: “Ne kadar zor olursa olsun, bir konuyu basit kelimelerle anlatabildiğin zaman gerçekten anlamışsın demektir.” Bu, her ne kadar benim yazı dilime yansımamış, yansıyamamamış olsa bile doğruluğunu kanıtlayan çok olayla karşılaştım. Bunlardan biri de Tiyatro Bereze’nin oyunu: Fil.

Oyunun isminin kısalığı bile bir işaret aslında. Koskocaman bir hayvanı anlatan, yalnızca üç harf (orijinal ismi ‘The Elephant’ olsa da). Oyunu da böyle özetleyebiliriz. Kadının-erkeğin toplumdaki, ailedeki yerini öyle süslü cümleler, büyük hikayeler bulaştırmadan anlatan yalın ama kocaman bir oyun.

Kendimizi sihirbaz bir adamın, sıradanlığının ürünü sihirlere sahip karısıyla yaşantısının çemberine kaptırdığımız oyun boyunca sözcükler kadar kullanılan sembollerle anlatım zenginleştirilmiş, anlatılmak istenenler, seyircinin zihninde kolaylıkla birleşecek şekilde işlenmiş. Kadının yoktan var etme çabasından tutun da, adamın hiç olmayan bir filin görkemine kendisini kaptırıp üstelik ‘erkek’ olmasından duyduğu gurura kadar tanıklık ettiğimiz sahneler, içinde bulunduğumuz yaşantıya hiç de uzak değil.

Dalia’nın kocasını sunduğu sözcüklerle açılır oyun: “Bayanlar ve Baylar! Bu; kendisini ‘Dünyanın En Büyük Sihirbazı’ olarak adlandıran bir adamın çok, çok, çok, çok, ama çok acıklı hikayesidir. Kendisine dair çok, çok, ama çok büyük hayalleri olan bu adam, bir gün  gerçek ‘büyüklük’ hakkında aslında hiçbir şey bilmediğini fark edecek…” Kapanışı ise yine aynı sunumla yapar, ancak bu kez ufak bir değişiklik vardır.

Tabii ki neyin, nasıl değiştiğini görmek için, oyunu izlemek gerek. Üstelik, ayrıntıları keşfedebilmek için bundan sonraki gösterimlerini ben de sabırsızlıkla bekliyorum. Gözümü kırpmadan izlememe neden olan Elif Temuçin ve Erkan Uyanıksoy’un oyunculuklarının tadına varmak da cabası.

Sorgu Odası, 24 Kasım 2013