Hiper Gerçeklik Çağında Grotesk

(...)
“Macbeth / İki Kişilik Kâbus”da nötr, isimsiz, karaktersiz bir kâbusun içinde her şeye dönüşebilen iki beden görürüz. Bu oyunbaz anlatıcılar, bir bakıma Macbeth metninin soytarısıdırlar. Shakespeare edebiyatının soytarısı olmayan az sayıdaki metinlerinden biri olan Macbeth’in kayıp/bastırılmış groteskidirler, bu iki anlatıcı formu.

(…) oyun (…) metinde görmediğimiz, gerçekleştiği ima edilen anları sahneye taşır, gösterir, abartır. Macbeth’in savaş alanında yaptıklarına, saray koridorlarında Duncan’ı arayışına, Banquo veya Lady Macbeth ile olası konuşmalara odaklanılır. Böylece metnin yok-alanı göz önüne, fiziksel eyleme dökülmüş olur. Hikayeyi görkemli bir trajedi haline getiren, soyut değerlerle kuşatan zirve anları yerine, her şeyi eşitleyen, epik karakterleri sıradanlaştıran anlar sahnelenmiş olur. Macbeth’in edebi tiratlarını, karakterlerin birbirine söyledikleri şaşalı cümleleri duymayız sadece. Macbeth, Banquo ile cadıların kehanetini kıskançlığını gizleyemeyerek, gündelik şekilde tartışır, Lady Macbeth ve Macbeth’in cinayetleri görkemden çıkar, histerik bir beceriksizliğe dönüşür. Taç giymek onlarda bir asalet yaratmaz, tam tersine avamlaşırlar. Seyircinin, bu gösterimle, bir anlamda yukardakini aşağıya indirerek, hikaye ile eşit seviyede bir ilişki kurması sağlanır. Karnavalesk karşıtlık her şeyden önce metinle kurulmaya çalışılır.

(…)
“İki Kişilik Kâbus”da grotesk dünyanın rüya katmanının içine sokulduğu görülür. Rüyanın, insanın bilinçaltının ortaya çıkışı olduğu düşünülürse, böylelikle bastırılmış olana, tekinsize yapılan gönderme iyice açık bir hal alır. Bütün sahne bir rüya atmosferinde kurulurken, bedenler bu ritmi taşırlar, eğip bükerler yavaşlatıp hızlandırırlar. Şimdiki zamanla sahnenin zamanı arasındaki ilişki tuhaflaştırılır. Seyircinin izleme deneyimi de bu takip üzerinden gelişir.

Bir çiftin ortak bilinçaltına yerleştirilen Macbeth hikayesi; bir tarihsel anlatı, her siyasi yapıda benzeri görülebilecek bir olgu olmaktan çıkar. Zaman ve makandan bağımsızlaşır. Böylece performans anının zamanı ve mekanı öne çıkar. Yaşanan trajedi, bireyin bilinç altına bastırdığı arzusunun, üstün-amaçlarının, sınır aşımının getirdiği bir yıkımın açığa çıkışı haline gelir. Cinsellik, şiddet, eğlenme, rüya zemininde absürt bir imge olarak canlandırılır. Süper-egoya ait istekler, sahneye Macbeth anlatısıyla birlikte imgesel olarak yığılmaya, bedensel anlatının parçası olmaya başlarlar. Performans, bir yatak odası görüntüsünden karnaval bir yığına dönüşür ve dönüşümün taşıyıcıları anlatıcı bedenlerdir.

“İki Kişilik Kâbus”un anlatıcıları, hikaye anlatıcılığı, mimleme, canlandırma, popüler gönderme, fiziksel oyunlar, bedensel kuklaya kadar çok geniş bir anlatma aracından yararlanmıştır. Sanki bu iki anlatıcı, metnin iletilme formunu/bedenini arıyor gibidirler. Böylece anlatı parçaları birikirken, Shakespeare’in Macbeth metni parçalanır. Seyirci bütünsel bir şeye tanık olamadıkça, oyunun iletisini yeniden kurmaya teşvik olur.

(…)
Macbeth çiftinin iktidarla ilgili endişeleri, uykusuz bedenlere yüklenmiş bir huzursuzluk imgesiyle görselleşir. Macbeth’in korkuları psikolojik normlar çerçevesinde sunulmaz, en uca götürülür. En uca götürülene kadar komik olan imge; en büyük anında, Macbeth’in sahnede yapayalnız kaldığı o tekinsiz anda, artık trajiktir/tuhaftır. Grotesk gerçeklik içinde trajik ve komik olan bir arada karşımıza çıkar. Böylece çok daha geniş bir anlam kümesi oluşur.

Shakespeare’in metni ile beraber zamanımıza ait gündelik normlar da yıkılır. Karnaval bir jest olarak ‘yukarıdaki her şey aşağı indirilir.’

(…)
“İki Kişilik Kâbus” oyunu (…) grotesk üslup içinde rüyanın kaygan zemininden ve bedenlerin arayış halinden yararlanarak kendini de yıkar. Macbeth hikayesinin zirve anlarında, oyun iletisini tam açık seçik söyleyecekken kesintiye uğratılır, anlatıcılar kahve içer, uyur veya başka bir anlatım formuna geçerler. Seyirci bu süreksizlik içinde özgürleşir ve sahneden öğrenmek yerine, bütünlüklü bir söylemi kendi zihninde kurmaya çalışır. “İki Kişilik Kâbus” şu gerçekle yüzleştirir bizi, Macbeth’in trajedisi, merakla izlenecek bir macera değil, ancak bir kabus olarak, insanın gerçekleşmesini istemeyeceği, bu yüzden bastıracağı, çıkışsız, tekinsiz ve çaresizlikle kuşatılmış bir tecrübedir.

(…)
Shakespeare’in yüksek değerli metninin alabileceği karşıt forma; trajik anların beklenmedik başka imgelere dönüşebileceğine; her şeyin bedensel bir “edepsizlik” hali alabileceğine güleriz. Bu ihtimaller hep oradadır, ama tiyatro bu potansiyeli ancak grotesk bir askıya almada kullanır. BeReZe’nin ‘’İki Kişilik Kâbus’’u ile, epik bir anlatıdan ziyade; kendine özgü göstergeler ve gönderenlerle örülü grotesk bir dünyaya dahil oluruz. Hem de bu dünya, simülakr olma, gerçeğin yerine geçme gayretinde değildir. Seyirciye uykuda olduğunu hatırlatan bir lucid rüyadır deneyimlediğimiz. 
(…)

Bu yazı, Volkan Çıkıntoğlu’nun İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nde gerçekleştirdiği “Hiper Gerçeklik Çağında Grotesk” başlıklı akademik incelemesinden, yazarın izniyle, alıntılanarak oluşturulmuştur.
Eylül 2017