Tenkit

"Hikâye Anlatmak Bizim Asal Çıkış Noktamız" - Duygu Dalyanoğlu'nun Elif Temuçin ve Firuze Engin'le yaptığı söyleşi

"Hikâye Anlatmak Bizim Asal Çıkış Noktamız"

Mimesis Söyleşi / Mimesis Sahne Sanatları Portali olarak Tiyatro BeReZe’den Elif Temuçin ve Firuze Engin ile yeni açtıkları mekanları BeReZe Gösteri Evi’nde bir söyleşi gerçekleştirdik. Tiyatro BeReZe’nin kuruluşundan bu yana on üç yıllık serüvenini, hem çocuklara hem yetişkinlere oyun üretme deneyimini, yeni mekanlarını ve mekana dair tasarılarını konuştuğumuz bu söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz. 

Söyleşi: Duygu Dalyanoğlu

Önce biraz Tiyatro BeReZe’yi tanıyarak başlayalım sohbetimize. Tiyatro BeReZe ne zaman ve kimler tarafından kuruldu?

Elif Temuçin: BeReZe 2006’da kuruldu. Biz; Firuze Engin, Erkan Uyanıksoy ve ben Elif Temuçin, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde beraber okuduk. Birlikte festivallere, oyunlara gidip, üzerine konuşuyorduk. Birlikte bir şeyler yapalım istiyorduk. Sonra bir oluşum olmaya karar verildi. Bir festivale davet edildik oynadığımız bir oyunla. Sonra artık bir ismimizin de olması gerekiyor deyip ismi de öyle koyduk.

Firuze Engin: Evet, aslında bir oyun vardı çünkü Elif o sırada yüksek lisansını yapıyordu ve yüksek lisans tezi olarak Erkan’la birlikte bir çocuk oyunu üzerine çalışıyorlardı. Onu tiyatromuzun ilk oyunu diye lanse ediyorduk. Sonra bu oyun bir festivale davet edilince tiyatroya bir isim gerekti. O zamana kadar isimsizdik. Sonra isim bulamayıp, alelacele BeReZe ismini koyduk. Daha sonra da çok sevdik. Herkes merak ediyordu anlamı ne diye. Aslında hiçbir anlamı yok, uyduruk bir kelime ama ilgi çekici bir isim, kalabilir aslında diye düşündük ve bu şekilde kuruldu Tiyatro BeReZe. Kurulduktan sonra 3 sene Ankara’da kaldık.

Elif Temuçin: Evet, 2009 senesine kadar Ankara’da kaldık sonra İstanbul’a taşındık ve İstanbul’da devam ettik oyunlara. Ankara’da ilk oyunumuz Sen Uzaktayken isimli bir çocuk oyunuydu. Sonra Ama Bana Lazım isimli başka bir çocuk oyunu yaptık. Sonra da Olsa Olmalı Olabilir isimli ilk yetişkin oyunumuzu yaptık. Zaten Olsa Olmalı Olabilir Ankara’da kısa süre oynadı, sonra İstanbul’a taşındık.

Peki Dil Tarih ekolünün, Tiyatro BeReZe’yi şekillendirdiğini söyleyebilir miyiz? Yoksa Tiyatro BeReZe sadece yolları orada kesişen ve birlikte sanat üretmek isteyen bir ekibin devamlılığı mıdır? 

Firuze Engin: Bence kesinlikle kökleri Dil Tarih’ten geliyor. Üstelik bizim bir tiyatro topluluğu oluşturma kararımız, esasında çocuk tiyatrosu yapma isteğiyle doğmuştu. Ve tabii fakültede Prof. Dr. Tülin Sağlam’ın tiyatro bölümündeki çocuk tiyatrosu dersleri, hepimizin o dersleri almış olması ve çocuk tiyatrosuna başka bir bakış açısı geliştirmiş olmamız, sonra ASSİTEJ’le tanışmamız, Tülin Hoca’nın vesilesiyle Bursa Festivali’ni görmemiz ve yıllarca Bursa Festivalini takip etmemiz, bunlar zaten BeReZe’nin köklerinde büyük bir damar. Bir de tabii ki Dil Tarih’te geleneksel tiyatro üzerine, anlatı tiyatrosu üzerine diğer okullardan çok daha fazla ders aldık. Biz hepimiz okulda okurken Nurhan Karadağ okulda hala bölüm başkanıydı. Nurhan Hoca’nın yarattığı o ekol tabii ki ayrı bir şey. Bunlara zaman içerisinde başka şeyler de eklendi. Mesela, Elif ve Erkan’ın yurt dışı eğitimleri ve özellikle İstanbul’a taşındıktan sonra İstanbul’daki başka ekollerle yan yana gelip onlardan beslenmemiz gibi…

Elif Temuçin: Tiyatrotem’in çok büyük bir etkisi oldu. Tiyatrotem de yine bir Dil Tarih ekolünün taşıyıcısı aslında. Hikaye anlatmak bizim asal çıkış noktamız. Hala da öyle aslında.  Biçimler hep değişiyor ama hikaye anlatmak derdimiz hep var.

Hem çocuklar hem yetişkinler için oyun üreten nadir tiyatrolardan birisiniz. Bu ikisinin bir aradalığı tiyatronuzu nasıl geliştirdi? Çocuk tiyatrosunun, yetişkin tiyatrosunun öncülü, “staj alanı” gibi görüldüğü bir anlayış maalesef hala var. Ama sizin yaklaşımınız bu anlayışı kırıyor. Bunu nasıl yorumlarsınız?

Elif Temuçin: Biz ilk çıkış noktasında da şöyle bakıyorduk, biz bizi yakalayan hikayeleri seçeceğiz ve onun hedef kitlesi sonra oluşacak. Örneğin, Ama Bana Lazım’ı yaparken yaş grubunu bilmiyorduk en başta. Biraz yolda belirlendi. Tabii ki Macbeth’i çocuklara yapmak ve yetişkinlere yapmak bambaşka şeyler. Bazılarında evet, hangi hedef kitleye yöneleceğimizi çıkış noktasında belirlemiş oluyoruz, ama genel olarak bizi yakalayan hikayeleri anlatıyoruz; bu çocuklar için de olabilir yetişkinler için de olabilir.

Firuze Engin: Yola çıkarken zaten yetişkin tiyatrosu da yapacağımızı biliyorduk. Çocuk tiyatrosu da o dönem bizi gerçekten çok heyecanlandırıyordu, heveslendiriyordu ama zaten ilk zamanlar masaya oturduğumuzda Elif, Erkan ve ben ekibi şöyle tanımlamıştık: Yetişkin tiyatrosu da yapan, çocuk oyunları da çalışan bir ekibiz. Ama sonra bunun yol üzerinde harman olacağını da biliyorduk. Özellikle çocuk oyunlarında Elif’in dediği gibi önce oyun belirdi sonra hangi yaş grubuna hitap edeceği belirlendi.

Elif Temuçin: Senin de dediğin gibi bizim için yetişkin tiyatrosunda harcadığımız emekle çocuk tiyatrosunda harcadığımız emek aynı. O yüzden hiç farklılık görmüyoruz. Sadece seyirciyle buluşma noktasında farkları var. Çocuk tiyatrosu çok eğitici, özellikle oyuncuyu çok eğiten bir tür. O yüzden de bize gerçekten her zaman heyecan veriyor.

Çocuk oyunu “kolayca  yaparız, olur” gibi görülür ama belki de sözü daha az, metni daha sade, daha farklı kullanmak gibi aslında tiyatral olanaklarını daha farklı kullanman gereken bir alan. 

Elif Temuçin: Daha fazla meydan okuması var aslında evet.

Ya da seni izlemeye her zaman ikna olmayan bir seyirci kitlesi var.

Firuze Engin: Bu, kafanı duvara da çarptırabilecek bir şey, bu bakımdan da güzel. Hiç iki yüzlü değiller. Hakikaten sevmiyorlarsa “Sıkıldııım” diye bağırabiliyorlar. Seyirciyle böyle bire bir temas tabii bir sürü şey öğretiyor ya da sana ödev yazdırıyor; “git ve sahneyi biraz daha çalış”. Özellikle biz ikinci oyunumuz Ama Bana Lazım’ı çalışırken çok değiştirdik oyunu. Defalarca provaya girdi oyun çünkü hep bu bölümde çocuklar biraz sıkılıyorlar, burayı anlamıyorlardı. Biz bu hikayeyi bu biçimde anlatmayı tercih etmiştik ama seyirci aslında başka bir şey talep ediyor diye düşündük. Seyircinin talebi zaten anın içerisinde seninle birlikte olduğu için kesinlikle çok öğretici.

Elif Temuçin: Sadece şöyle bir üzücü bir durum oldu Tiyatro BeReZe’de: Çocuk tiyatrosu üzerine daha da derinleşmek, daha çok şey yapmak istiyoruz, ama bir yandan nerede oynayacağız, nasıl oynayacağız sorunlarıyla karşılaştık.  Çünkü biz 500 kişilik salonlara oynayabileceğimiz oyunlar yapmıyorduk, tercih de etmiyorduk böyle oyunlar yapmayı.

Neden?

Elif Temuçin: Çünkü özellikle çocuk seyirciyle birlikte bir tür iletişim kurmak istiyorsan, bu illa sözel olmak zorunda değil ama gerçekten onlara dokunduğunu hissetmek istiyorsan, onun için özel bir ortam yaratman gerekiyor. 500 kişilik bir salonda bir çocuğa ulaşmak ve ona iyi bir seyir zevki yaratmak çok zor. Zaten seyir yeri onlar için yapılmadığından göremiyor, duyamıyor, bir iletişime geçemiyor, bu yüzden zor. Bir de biz gerçekten yaptığımız oyunlarda da onların hayatlarına dokunan, onları ilgilendiren mevzular seçtiğimizden -yani “müziği bas, dans et” oyunları olmadığından- ister istemez daha intim bir ortam yaratma ihtiyacı yaşıyoruz. Aslında biz yetişkin oyununda da bunu tercih ediyoruz, yetişkin oyununda da göze göz olalım, seyirciye yakın olalım istiyoruz.

Firuze Engin: 500 kişiye çocuk tiyatrosu olmaz diye bir kalıbımız yok. 500 kişilik bir salonda çocuk tiyatrosu yapmak istiyorsan o başka bir dil istiyor, bir prodüksiyon istiyor; o 500 çocuğun aynı anda ilgisini o sahneye odaklayabilecek kadar büyük şeyler yapman gerekiyor. O imkanlar bizde yoktu. O kadar ilginç ve büyük dekor tasarımları ve onları saklayacak yerimiz yoktu, zaten yapabilecek imkânımız da yoktu. Ya da dev kuklalar yapabiliriz, o yetimiz var, ama onları tekrar depolayacak ve taşıyacak imkânımız yok. Biz küçük çaplı bir ilgiyi küçük bir odakta toplayabiliyoruz, o zaman bunun seyircisi de az olmalı ki sağlıklı olabilsin. İlk zamanlar oyunlarımızı 150-200 kişiye çıkarmayı da denedik ve sağlıklı bir seyir olmadığını fark ettik, çocuklar için de bizim için de zevkli olmuyordu. Öyle olunca, 50 kişiye oynadığında hiçbir organizatör seninle çalışmıyor, seni gezdirmiyor zaten. Yani 50 kişiden kazanacağı paraya değmez bir topluluksun sen. İçerik olarak da seçtiğin konu, işlediğin konu itibariyle okulların bazısı seni kabul etmiyor. İşte anne baba boşanmış ve annenin tek başına çocuğuna hikâye anlattığı bir oyun yapıyorsun ve okulun müdürü sana “Çok fazla ailesi boşanmış çocuk var, bunu burada oynatmak istemiyorum” diyebiliyor. Ve biz de diyoruz ki “Evet, bu oyunu tam da bunun için yaptık zaten”. Bir süre sonra “Bu oyunları yapıyoruz ama nerede oynayacağız?” zorlanması başladı bizim için.

Elif Temuçin: Bir de mesela iyi niyetle birçok alternatif sahne gerçekten de güzel bir konukseverlikle kapısını açtı bize. Fakat, İstanbul’daki çoğu alternatif sahne, yetişkin seyirciye yönelik sahneler olduğu için, oralara çocuk seyirci çekmek çok zor oldu. Bu da ister istemez bir motivasyon düşüklüğüne neden oldu ve çocuk oyunlarımızı oynamak çok zorlaştı. O yüzden de araştırma alanımız biraz durdu. Yani devam ettik ama yetişkin tiyatrosunda biraz daha derinleşmeye başladık.

Evet o konuya gelelim, şu anda yeni bir mekanınızda sohbet ediyoruz: BeReZe Gösteri Evi’nde… Daha yeni açılan bu mekanın hikayesi nasıl başladı?

Elif Temuçin: Erkan Çanakkale’de Çocukluk Bizde Kalsın Derneği’nin “Çocuk için Sanat” adlı bir çalıştayına katılıp Tiyatro BeReZe hakkında bir sunum yapmıştı. Ve bir tiyatrosever bu sunumdan çok etkilendiğini ve Tiyatro Bereze’yi takip etmek istediğini söyledi. Ardından bizim oyunlarımızı takip etmeye başladı. Hem yetişkinler, hem de çocuklar için yaptığımız oyunlara geldi. Sonrasında ise bu mekanın kullanım hakkını bize devretti. Bu tabii ki büyük bir şans oldu bizim için. Çünkü çok uzun yıllardır biz hep dost ekiplerin mekanlarında oyunlar oynuyorduk ya da prova yapıyorduk. 13 seneden sonra bir mekanımız oldu.

Firuze Engin: Aslında ihtiyacımız tam da buydu. Kendisi de sağ olsun, bu ihtiyacın gözünü görmüş. Bize de şunu demişti: Çocuklarla daha çok, daha derin bir çalışma yapabileceğiniz bir yola çıkmanızın önünde en büyük engel bir mekanınızın olmaması. Özellikle çocuk çalışmalarımız için bizimle özel olarak ilgileniyordu. Bize yardımda bulunmak için böyle bir mekanın kullanım hakkını vermek istediğini ve karşılığında hiçbir şey talep etmediğini söyledi. Çok büyük bir talih kuşu bizim için.

Aslında bu hem talih kuşu, hem de çocuk tiyatrosu alanında yaptıklarınızın birilerine ulaştığını gösteriyor. Yapılan işin niteliği çok önemli çünkü.

Firuze Engin: Nitelik her zaman tartışılabilir bir şey. Ama samimi olarak istek elbette ki çok görünüyordur. Eşiniz dostunuz da görüyor bunu. Aynı şekilde bizim bu alanda çalışmaya çok istekli olduğumuzu kendisi de görmüş. Bu konuda maddi hiçbir şey beklemeden, hayattan böyle bir cevap beklemeden çocuklarla tiyatro üzerinden manevi bir ilişki kurmak istediğimiz çok aşikardı.

Elif Temuçin: Sonrasında şöyle bir hayalimiz de vardı. Bu hayalimizi de biliyordu kendisi. Gençlerle de çalışıp, şu zamana kadar cebimize topladıklarımızı paylaşabilmek. Böyle bir düşü gerçekleştirmek için de mekana ihtiyaç var öncelikle. “Gel burada her sabah  kapımızı açalım, sen de bizimle ol. Sana bütün birikimimizi aktaralım” diyeceğimiz bir yerin olması çok büyük bir şans oldu.

Firuze Engin: Bol bol deneyim paylaşmak istiyorduk biz aslında. Sanata dair, tiyatroya dair ya da hayata dair… Bir noktadan sonra fark ediyorsun ya, hayatta çıraklık hiç bitmiyor. Sen öğrenmeye devam ediyorsun. Bir nokta, yaş ya da o her neyse meslekte geldiğin bir yer oluyor ve artık bir damla daha taşmaya başlayacak ve bunları birilerine aktarmak istiyorsun. Nasıl anne memeden süt gelince emzirmek ister, bizim için de 3-4 yıldır böyle. Yetiştirmek değil kastımız, aktarmak. Sürekli birilerine bir şey aktarmak istiyorsun. Ama bunun için zaman, mekan her şey çok zorluyordu. Burası biraz daha odaklayacak bizi.

Elif Temuçin: Bir yandan kendi araştırma sahamızı derinleştirmek, bir yandan da o derinleşme içerisinde aktarmayı da sürdürmek istiyoruz. Çünkü günümüz dünyasında her şey maddiyata dayanıyor ve birçok insan bir şeyleri almak veya öğrenmek için bir para ilişkisi içerisinde olmak zorunda. Bu yüzden birçok insan bir türlü kesişemiyor. Evet atölyeler yapıyorduk ama çok kısa süreli birliktelikler olup insanlar dağılıyordu. Ama burada daha uzun sürdürebiliriz. Mesela bu mekanda “Stanislavski’den Lecoq’a Oyunsu Aksiyon” atölyemiz yeni bitti ve ayrılırken şunları diyebildik. “İstediğiniz zaman gelin, açık derslerimiz olacak, gelin katılın.” Bunları söyleyebilmemiz bile bu beraberliğin devam edeceğini ortaya koyuyor. Bu da çok büyük bir şans bizim için.

Firuze Engin: Bir de hep şunu konuşuyoruz kendi aramızda: İyilik, iyicil olan şey hızla yayılıyor. Aslında bu insanların birbirine aktarmayı çok istediği bir şey. Domino taşı gibi başlıyor. Burası bize armağan edildi, hemen akabinde eş imiz dostumuz “ne yapabiliriz sizin için” diye sordu. Hikaye o kadar etkileyici ki herkesin kalbi büyüyor. “Dünyada böyle insanlar mı varmış” bize en çok söyledikleri söz. “Ne iyi ne güzel karşılık beklemeden birileri için bir şey yapılıyor olması.” En büyük hayalimiz buraya bir çocuk kütüphanesi kurmaktı. Yayınevinde çalışan bir arkadaşımız birçok yayıncıyı tanıyor. Dedi ki sizin çocuk kütüphanenizi biz kuralım birkaç yayıncıyla birlikte. Biz burada dersler açtık. Derslerimiz ücretli evet ama Avustralya’dan bir arkadaşımız aradı. “Sizin için ne yapabileceğimi bilmiyorum ama aklıma şöyle bir şey geldi” dedi. Yazarlık derslerimize katılacak olan bir kişinin katılım ücretini ödemek istedi. Konservatuvarda öğrencim olan ve yazmayı çok sevdiğini söyleyen bir öğrencimi buraya  davet edebildik çünkü onun yerine biri parayı ödeyebildi. Yeni mekan olduğu için her şeyi ücretsiz yapamıyoruz. Çok istediğimiz bir şey ama burayı döndürmemiz de gerekiyor. Ama uzun vadede düşündüğümüz bir şey bu. Her yıl yeni konservatuvar mezunu ya da hiç konservatuvar eğitimi almamış, tiyatroyla uğraşmak isteyen 3-4 kişiyi buraya alıp para beklemeksizin her gün  burada zaman geçirmesini, eğitim almasını sağlamak…

Peki eğitimlerin hedef kitlesi kimler? Sadece tiyatrocu olanlar mı? Tiyatrocu adayları mı? Çocuklar da var mı? Oyunculuk ve yazarlık eğitimleri var, onu biliyorum. Planda başka neler var?

Elif Temuçin: Biz açıkçası skalayı geniş tutmak istiyoruz burayı tek tipe dönüştürmemek için. Çünkü buraya her gelenin farklı bir enerjisi olacaktır diye düşünüyoruz. Sadece tiyatro alanında profesyonel oyuncu ya da adaylarına yönelik değil. Öyle eğitimlerimiz de var tabii. Erkan’ın  “Buyrun beraber oynayalım” diye bir atölyesi var.  O atölye tamamen herkese açık. Hatta daha çok, çalışanlara yönelik. Oyunu, oyunsuluğu ön planda tuttuğumuz için herkes katılabilir.

Firuze Engin: Tek hedef o. Buranın isminin içinde “ev” geçmesi başından beri istediğimiz bir şeydi. Her yaştan insanın oyun oynayarak zaman geçirebileceği bir yer. Bir de şöyle bir tarafı da var. Üçümüz de Elif, Erkan ve ben tiyatro dışında farklı disiplinlerle de ilgilenen insanlarız. Elif mesela eski jimnastikçi. Sadece tiyatroda fiziksel aksiyonla ilgilenmiyor, dansı çok seviyor. Ben resim yapıyorum, çocuklarla yazarlık atölyeleri yapıyorum. Tek çerçevesi bu: İçeride oyunsu zaman geçiriliyor olması. Profesyonellik aramıyoruz bunun içinde.

Elif Temuçin: “Stanislavski’den Lecoq’a Oyunsu Aksiyon” tamamen aktif olarak oyunculuk yapanlar için hazırlanmış bir program. Biraz aktif olarak oyunculuk yapanlarla da kesişen ve orada bir araştırma alanı sürdürülüyorken onu destekleyecek atölyeler, farklı disiplinlerden insanların geleceği atölyeler düşünüyoruz. Yurt dışından da insanları davet etmeyi düşünüyoruz. Bir yandan da herkese açık olan atölyeler de olacak.

Şu andaki programda da BeReZe dışından da davet etiğiniz sanatçılar da eğitim veriyor değil mi?

Firuze Engin: Evet mesela Erkan Birgören. O da bizim okuldan mezun. Erkan hem ekolün içinden hem de dışından olan farklı biri. Okuldan mezun olduktan sonra uzun yıllar boyunca sadece senaristlik yaptı ve bu işin profesyoneli. Hepimizden daha iyi senaryo dersi verebilecek insan o ve dersi açacak şimdi. Bizim Elif ile yaratıcı yazarlık dersimiz var. O senaryo ya da oyun yazarlığı gibi teknik bir şey değil. Biraz daha kalem çalıştırmak üzerine bir atölye olacak. Çocuk oyunu yazarlığı atölyesi açtık.

Elif Temuçin: Çocuk tiyatrosu küçük görülen alan olduğu için çocuk oyunu yazma atölyesini çok istiyoruz. Gerçekten yok ortada. Bize “elinizde iyi çocuk oyunu var mı” diye çok soruluyor. Gerçekten de oyun çok zor bulunuyor. Çevirisi de çok az. Uzun vadede bir yayınevimiz olursa ilk işlerimizden biri çocuk oyunları ve gençlik oyunları çevirmek. Çünkü boş bırakılmış bir alan. O yüzden Firuze ile dedik ki bunun atölyesini versek ve insanlarda en azından bir şevk oluşsa. 5 kişi katılsa o atölyeye, 5 tane çocuk oyunu çıksa müthiş bir şey olur.

Firuze Engin: Biz çocuk oyunu yazarlığı atölyesini tamamen şöyle düşünmüştük. Profesyonel hiçbir şey aramaksızın çocuk tiyatrosu metni yazmak isteyen herhangi biri gelebiliyor olsun. Ve biz burada 8-10-12 hafta boyunca sadece çocuk tiyatrosu üzerine konuşalım, çocuk metinleri üretelim. Bunlardan oyun metnine dönüşebilecek olan bir tanesini seçelim ve her katılımcı ile bir metin çalışma olanağı olsun.

Elif Temuçin: Bunun dışında Sedef Gökçe’nin bir atölyesi var, dansçıdır kendisi. 12 Şubat’tan itibaren açık ders şeklinde verecek. Denge ve esneklik üzerine herkese açık bir atölye olacak. Mesela bu tip açık dersleri de önemsiyoruz. Girişte çok küçük bir meblağ para verip o hafta katılırsa katılır, sonraki hafta katılamazsa katılmaz…

Peki BeReZe Gösteri Evi’nin gösterileri olacak mı?

Firuze Engin: Olacak olacak. Sahneye dönüştürebilelim diye bekliyoruz burayı. Bütün altyapısı tamamlandı. Aslında beklediğimiz şey teknik… Oyunlar hazır. Işıklarımız yok, ses masamız yok, platformlarımız, sandalyelerimiz gibi eksiklerimiz var. Şöyle dedik: Bu eğitimler başlasın ki, biz de içinde bir an önce nefes almaya başlayalım. Açalım kapatalım dükkanı, burayla bir bağımız olsun. Yavaş yavaş onları da yapıp burayı seyir yeri hazır bir salona dönüştürdükten sonra başlayacağız oyunlara. Acele içinde olmak da istemiyoruz. Bir an önce oyunlar başlasından ziyade buraya biraz insanları ısındırıp yavaş yavaş ilerlemek istiyoruz. Biraz günümüze inat yavaş yavaş, daha içimize sine sine…

Aslında mekanı tanıyıp ondan sonra seyir yerine çevirmek, avantajlarını ve dezavantajlarını keşfetmek daha iyi olacaktır.

Firuze Engin: Elbette bizim bütün salon açanlara kıyasla avantajımız ve mutluluğumuz şu: Kira derdimiz olmadığı için, çoğu mekan sahibi de o kadar para kazanmak, mekanı doldurmak, tüccar olmak istemiyor elbette ama mekanın kirasını ödemek zorundalar. Biz şu anda bir şirket kurduk ve sadece şirket masraflarımız var. O da az bir şey değil ama altından kalkılabilir durumda şu anda. Koşturmayalım, bu hayal bir anda esnaflığa dönüşmesin istiyoruz.

Elif Temuçin: Bir de giderleri yeni yeni görüyoruz. Aslında görünen küçük küçük giderler, bu karşılanır zaten diyorsun ama büyüyor da büyüyor. Bunları da görüp bu işe kalkışmak da iyi olabilir. Bu mekanın şöyle bir gideri varmış dedikten sonra bilet fiyatını bile ona göre belirleyebilirsin. Örneğin giderleri hesaplayıp 15 liraya öğrenci bileti satabiliriz diyebiliriz. Ama belki bakacağız, öyle bir şey yapamıyoruz, yine 25 lira olacak belki, bilmiyorum. Bir de içeride ne oynanacak, nasıl bir düzen kuracağız, bilmiyoruz. Sadece tiyatro yaptık bunca zaman. İşletmeciliği bilmiyoruz, ilişkileri nasıl kuracağız, burası nasıl dönecek? Onları da biraz daha pişerek yapmak iyi olacak. Eğitim bildiğimiz bir şeydi çünkü. Önce bildiğimiz ile başlayalım, sonra bilmediklerimize gideriz diye düşündük. O yüzden acele etmiyoruz.

Firuze Engin: Ama tabii böyle hayal kurması çok zevkli. Bütün zorluklarına rağmen inşaatı bile tek başına çok zordu. Mesela Kumbaracı 50 ile konuştuğumuzda Gülhan diyordu: “Çocuk sahibi oldunuz, hayırlı olsun!” Bunun çok farkında oluyorsunuz tabii. Ama günün sonunda eşimizle dostumuzla buluşabileceğimiz bir yer olduğunu fark etmek çok zevkli. Mesela müzisyen dostlarımız var, onlar konser vermek için bizden sadece gün bekliyorlar şu an. Başka dostlarımız gelelim ve eğitim verelim orada diyorlar. Önceliğimiz para kazanmak olmadığı için daha birlikte nefes almaktan hoşlandığımız insanlar girip çıksın buraya istiyoruz. Hakikaten bir üretim yeri olsun burası.

Peki atölyelerden çıkan oyunların ya da sahnelerin burada sergilenmesi gibi bir fikir var mı? 

Firuze Engin: Evet, olabilir. İşte bunları konuşa konuşa bulacağız. Mesela bir genç kadro ile deneyimimizi paylaşalım, belki metnini de onlar seçsin ya da kursun, burada bir oyun çalışsınlar ve o oyun belli bir periyodda oynansın istiyoruz. Çok güzel olur bizim için.

Sizin bir nevi danışmanlık ya da yol göstericiliği yaptığınız bir çalışma mı?

Elif Temuçin: Olabilir. Ayrıca farklı ülkelerden insanları, farklı tarzlarda işleri buraya davet edip, sonrasında söyleşiler de yapmak istiyoruz. Belki gelen konukların atölye yapması da mümkün olur. Üç gün atölye verirler, iki gün oyun oynarlar gibi bir konsept de düşünüyoruz. Dolayısı ile o tür bir beslenmeyi de sağlasın burası diye bir düşüncemiz var. Davet edeceğimiz ve buranın hikayesine uyacak insanlar da var yani. Beliz Hoca’yı da davet etmemizin, Beliz Hoca’nın da bu dört günlük atölyesinin adını “Tiyatro Dersleri” koymasının nedeni de o. İçinde tiyatro konuşulan bir mekan olsun da istiyoruz. Pratik tamam ama bunun teorisi üzerine de sohbet edebileceğimiz, farklı toplulukları davet edebileceğimiz bir mekan… İnsanların bir araya gelip sohbet edebilecekleri, oyun izleyip oyun üzerine sohbetler edebilecekleri, ya da tiyatro tarihinden belli dönemler üzerine dört beş kişi kapanıp çalışabileceğimiz de bir yer olsun istiyoruz.

Dolayısıyla aslında bu tarz tartışmalara da yer açabilecek bir buluşma konsepti var, benim anladığım kadarıyla. Belirli alanlara sıkıştırıldığımız bir dönemde bu önemli. Çünkü mesela, Dil Tarih ekolü diyoruz, ama o ekol artık var mı, nasıl devam edecek? 

Firuze Engin: Evet mesela, KHK, özellikle de ikinci kararnameden sonra biz Dil Tarihliler bir araya gelip bir hashtag kampanyası başlatmıştık. Ama o hashtag dediğin etiket en nihayetinde, insanlar fiziksel olarak yan yana gelmiyorsa çok soyut bir şey. Niyet sadece. “#DTCFheryerde” demek güzel bir niyet. Ama “heryerde”nin cevabı mekansal. Bir mekan olmalı ve orada buluşabiliyor olmalısın. Bu bir sokak da olabilir, bir park da olabilir. Gezi öyle bir yerdi mesela. Burası da bizim için öyle bir hayal tabii. Bu alanda düşünebilen insanları bir araya getirebileceğimiz, kendimizin de onlardan beslenebileceğimiz bir yer olsun niyetimiz var.

Bununla ilişkili, başta da sormayı düşündüğüm bir soru var. BeReZe’yi üç kişi kurdu. Peki şu anda BeReZe’nin nasıl bir yapısı var? O kurucu kadroya eklenenler var mı? Gönüllüleri, destekçileri var mı? Bu 13 yıllık süreçte kimler dahil oldu tiyatroya?

Elif Temuçin: Gelene her zaman kapı açıldı ama kalıcılık kısmında bir sürü neden var. Tabii maddi nedenler de var. Çünkü biz kendi içimizde oyun yaparken kurduğumuz yapı farklı ama dışarıdan biri ile çalışırken ona vadettiğimiz şeyler farklı olabiliyor. Dolayısıyla belki de bu yüzden insanlar grup içinde başka yönlere kaymak durumunda kaldı.

Firuze Engin: BeReZe’nin çok gelen gideni oldu ama aramızda konuştuğumuz şey insanların kendilerinin belirlemelerini bekliyoruz, biz ona bir isim koymuyoruz. Hiçbir zaman da “BeReZe 3 kişidir, bir 4.’ye, 5.’ye yer yok” demedik. Ama tabii biz 2006’dan beri birbirine kenetlenmiş, her şeye birlikte karar veren, her şeyi birlikte yapan insanlar olduğumuz için bazen 4. kişinin bunun içinde yer almak istememesini de görüyorsun. O da hoş oluyor. “Ben sadece oyuncu olarak çalışmak istiyorum sizinle, topluluğa katılmak istemiyorum” diyor mesela. Nerede, nasıl bir pozisyonda durmak istediğini bilen biri harika. Gelip uzun zaman bizimle çalışan ve sonra kendisi grup kurup giden arkadaşlarımız da oldu. Onlar ile sanatsal paylaşım devam ediyor. Şimdi İrem var.

Elif Temuçin: İrem avukatlık stajını yapıyor ve aynı zamanda prodüksiyonlarımızda prodüktör olarak çalışıyor. Kendisi kendi pozisyonunu kendi belirledi.

Firuze Engin: Evet İrem “ben sizinle çalışmak istiyorum” dediğinde “biz sana bir isim vermeyelim” dedik. O kendine isim de verdi, pozisyon da açtı. BeReZe Gösteri Evi’nde çok büyük bir emeği var. Özgür var. Tiyatrocu değil eski sinemacı. BeReZe kurulduğundan beri yanımızda. Hiçbir zaman kendini BeReZeli olarak tanımlamadı, işin tiyatro faaliyeti ayağında hiçbir zaman bulunmadı ama başından beri BeReZe’nin fahri bir üyesi aslında.

Elif Temuçin: Öyle destekçilerimiz de çok. Birebir projelerin içinde olmasalar da hep destek olanlar var. Mesela afiş tasarımlarımızı yapan tasarımcı arkadaşımız Aslı var. Üç kişi görünsek de kalabalığız. Ama insanları bir arada tutmak çok zorlaşıyordu, ben bu mekanla birlikte bazı şeylerin değişeceğini düşünüyorum. Çünkü manevi olarak bir arada olmak istesen bile görüşemiyorsun ve bir arada olamıyorsun.

Mimesis Söyleşi
1 Mart 2019